Sehirinlife.com Bandırma Şehir Dergisi

Site 1. rengi

Site 2. rengi

Topbar rengi

Menü ikon

Menü hover

Menü arama

Footer rengi

Tasarım

“DOKTOR HAYAT KURTARIR, FİZYOTERAPİST İSE O HAYATA ANLAM KATAR”

12.04.2021
114

Bir yerinizde ağrı hissettiğinizde ilk olarak başvurduğunuz yöntem nedir?
Ağrı kesici içmek? Doktora gitmek? Peki hiç bir Fizyoterapistle görüşmeyi dener miydiniz? Biz sizler için gittik ve Fizyoterapist Esra Tekin ile “Ağrılarımızı” konuştuk.

Esra Hanım sizi ve mesleğinizi tanıyabilir miyiz?
Ben Fizyoterapist Esra Tekin. Susurlukluyum. 2014 yılı Enerjisa Bandırma Fen Lisesi’nden ve 2019 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümünden mezun oldum. Şu anda yüksek lisans yapıyorum. Muskuloskeletal Fizyoterapi ve Sporcu Rehabilitasyonunda uzmanlaşıyorum. Muskuloskeletal Fizyoterapi daha çok kas ve iskelet sistemi hastalıkları üzerine. Aslında fizyoterapi’nin bir çok bölümü var. Ortopedi, Nöroloji, kardiyopulmoner gibi. Mesela çok bilinmese de biz bir KOAH, astım, inme, parkinson hastalarıyla bile çalışıyoruz. İnmeden sonra bir kişiye ilk adımını attıran her zaman bir Fizyoterapisttir. Ortez, Protez, Geriatri(yaşlı rehabilitasyonu), özel gereksinimli çocuklar, kadın hastalıkları, gebeler, onkolojide kanser hastaları ile çalışan yine bir çok meslektaşım var. Onun haricinde Fizyoterapist ne iş yapar dersek? Ben biraz kendimden anlatayım bunu. Ben daha çok ağrı üzerine çalışmayı seviyorum. Ağrı bizim için çok kıymetli bir duyu. Nasıl ki görme, işitme duyumuz varsa ağrı da öyle. Ağrı her zaman korkutucu olmamalı aslında. Düşünsenize ağrı hissetmediğinizi… Ağrı bizim için adeta bir siren sesi. Ağrı her zaman tehlikeli midir? Hayır değildir. Bir çok ağrı kendiliğinden iyileşebilir. Ben dediğim gibi daha çok kas ve iskelet sistemi üzerine çalışmayı seviyorum. Zaten sosyal medyada da artık birçok yerde paylaşılan bir Manuel Terapi olayı var. Bu paylaşımlar ne kadar doğru, ne kadar yanlış tartışılır ama tedavi her zaman bireysel olmalıdır. Bizim yaptığımız şey reçete yazmak değil. Bir fizyoterapi seansı yaklaşık bir saat sürer ama nörolojik bir hasta ise yıllarca takip ederiz ve artık neredeyse ailesinden biri gibi oluruz. Onun haricinde bizim ilacımız ne dersek? Egzersiz en başta geleni. Ama tabi buradan şu anlaşılmasın. Çoğu yerde kağıda basılmış egzersizler var. Kişilere onlar veriliyor. Hayır öyle değil. Egzersiz de bireysel olmalı. Özellikle kişinin bir ağrısı varsa ben o kişiye bunu göstermeden gittiğinde yanlış da yapabilir. Maalesef Türk halkında özellikle bir egzersiz yapma alışkanlığı yok. Bir ilaç içmek çok kolay ama egzersiz yapmayı kişi gözünde büyütüyor. Egzersizin bir yan etkisi yok. Aksine vücuda mutluluk hormonu salgılatmaktan tutun bir çok pozitif etkisi var.
Halkımızda ilaç içme alışkanlığı yüksektir. İlacın aslında kesin tedaviye yönelik olanı da var ama bir o kadar da geçici tedavi sağlayanları da var. Ağrı kesiciler bunlardan biri. Başımız ağrıdığında bir ağrı kesici içeriz ve bir müddet sonra rahatlarız mesela. Fizyoterapide ise tedavi süreci biraz uzun yanılmıyorsam. Danışanlarınızın bu sürece sabrı nasıl?
Normalde şu an bir hastaneye gittiğinizde oradaki doktor size arka arkaya 14 seans fizyoterapi uygulaması yazar ve tedaviye alırlar. Ama ben o şekilde çalışmak yerine daha çok kişiye dolu dolu bir seans yapıp, bir hafta ara veriyorum. Çünkü mutlaka ilk seanta bile 2-3 günlük bir rahatlama bekliyorum. Sonrasında ağrısı başladı mı? Başladıysa ne zaman başladı? Bunu hangi hareket tetikledi? Çünkü vücuda iyileşmesi için zaman da tanımak gerekiyor. Ben 14 seansı yeri geliyor bir seneye yayıyorum. Zaten gelen kişilere bunu açıkladığımda ikna oluyor. Önemli olan ağrısı olan bir kişide bunu dinlememiz. Ağrısı nerede, ne kadar şiddetli, ne kadar sürüyor, ne zaman artıyor, hangi hareketten sonra artıyor? Mesela kişinin ağrısının merdiven inerken mi, çıkarken mi arttığı kişiye göre pek önemli olmayabilir ama bizim için çok önemli. Ek olarak da kişinin süreç hakkında bilgilenmesi en önemli kilit noktalarından biri. Bazen benim neyim var diye soramıyor çekindiği için. Ben her zaman için önce dinlerim, sonra bilgilerimi paylaşırım, empati kurarım ve öyle başlarım seansa. Bir de Fizyoterapinin çok sevdiğim bir tanımı var. Doktor hayat kurtarır, fizyoterapist o hayata anlam katar.
Danışanlarınız arasında en çok hangi ağrılardan dolayı gelen var?
Aslında en çok bel ağrısı diye düşünülür ama boyun ve sırt ağrısı çok daha fazla geliyor. Özellikle masa başı çalışanlar. Bunun sebepleri hareketsizlik denebilir. Mesela başımız 60 derece eğik olduğunda bizim son boyun omurumuza yaklaşık 19 kilogram yük biniyor. 19 kilogramı elinize versem çok az tutabilirsiniz. Ama biz telefona bakarken neredeyse 20 dakika bu pozisyonda kalıyoruz. Bu süreçte de boyun çevresi kaslarımızın çekiş açısı bozuluyor bu da bizi boyun düzleşmesine götürüyor.
Sanayi bölgesinde yaşıyoruz. Bir çok kişi Bandırma’da sanayi tesislerinde çalışıyor. Aralarında ağır işte çalışanlar, yük kaldıranlar var. Bu konuda danışanlar geliyor mu size?
Burada halk arasında direk ağır kaldırdım da fıtığım oluştu düşüncesinden bahsetmek lazım aslında. Bir fizyoterapistten duymuştum. Fıtık yüzyılın yalanı demişti. Gerçekten de öyle. MR görüntülemeleri Türkiye’de çok fazla yapıldığı için MR’a giren herkeste bir fıtık çıkıyor. Eminim bende de vardır. Hatta yapılan bir çalışmada rastgele seçilen bir grubu habersiz MR’a götürüyorlar ve neredeyse çoğunda fıtık çıkıyor. Diyorlar ki, benim bir ağrım yoktu. Evet fıtık çoğu zaman kronik bir ağrı yapmaz zaten. Ama çevresinden duyuyor. ‘’Bel Fıtığı ağrı yapar, belimde fıtık varmış’’ şeklinde. Gerçekten fıtık hakkında bir bilgi kirliliği var. Ama aslında fıtık ne kadar ağrı yapar? Ya da ne kadar cerrahi müdahale gerektirir tartışılır. MR buzdağının görünen kısmıdır benim için. Önemli olan kişideki belirtilerdir. Gerçekten oradaki şeyi MR’da görünen mi oluşturuyor yoksa ekstra bir problem mi var? Tabi bir de teknoloji çağında yaşadığımız için “Dr. Google” dediğimiz bir gerçek var. Kişi zaten rahatsızlığının tanısını kafasında koymuş halde bize geliyor. Anlatılanlara da tabiri caizse at gözlüğü ile bakıyor. Google’a girdiğinizde bir çok hastalık için felaket senaryoları ile karşılaşırsınız. İnternette o kadar çok bilgi kirliliği ve sağlık alanında yazılmış o kadar çok yanlış bilgi var ki, bu beni çok rahatsız ediyor. İşte kişi bana bu halde geldi, çıkarken bu haldeydi gibi reklamların yapılmasını ben çok doğru bulmuyorum. Tavsiye üzerine buraya geldiğinizde benim için en güzel reklam budur aslında. MR’a ve google’a çok güvenmeyelim. Kendimizi bilinçli ellere teslim edelim.
Peki MR’a bakmıyorsanız kıstaslarınız nedir?
Sonuçta MR’da herşey net bir şekilde görülüyor. Bizim de bir çok testlerimiz var. Her bölge için ayrı ayrı testler ki çoğunun güvenilirliği %90ın üzerindedir. Bizim tanı koyma yetkimiz yok. Bunun altını çizerek söylemek gerekir. Bir bel fıtığını ya da kişinin omzundaki sıkışmayı bir testle anlayabiliriz. Bir danışanım geldi mesela. Omzunda ağrısı varmış ve MR çektirmiş. Ama MR sonucunu bekleyemiyor çünkü ağrısı var. Bu sürede ne yapacak? Bu süre her zaman için gözden kaçıyor aslında. O nedenle bu görüntüleme sürecinin yerine yapılabilecek fiziksel testler daha hızlı sonuç verebiliyor. Bana geldi ‘’Sizin omzunuzda bir sıkışma yok, kas yırtığınız var. Bu da zaten birinci derece bir yırtık. MR’ınız çıktığında tekrar konuşalım’’ dedim. MR raporunu getirdiğinde de tamamen dediklerimin yazdığını gördük. Aslında MR çekimi gerçekten şart değilse o radyasyonu vücudunuza almak, o sırayı, o süreci beklemek ne kadar mantıklı tartışılır. Bu biraz da kolaycılık. Yurtdışında MR çektirmek çok pahalı ve çoğu hastanede MR cihazı yok. Şu an Türkiye’de neredeyse her ilçede MR, bilgisayarlı tomografi var. Gerçekten gerek var mı? Hayır bence yok. Aslında Fizyoterapistler olarak bir ağrı durumu söz konusu olduğunda son çareler arasında yer alıyorsunuz. İlk önce vatandaşlar ağrı kesici ilaçlarla çözüm bulmaya çalışıyor. Daha sonra alternatif tıbbın getirdiği bazı durumları denemek istiyor insanlar. Onlardan sonra modern tıp ve son sırada fizyoterapistler geliyor sanırım. Bu fizyoterapinin ülkemizde yeteri kadar yaygın tanıtılamamasından mı kaynaklanıyor?
Aynen öyle. Aslında biz çok mezun veriyoruz ama Türkiye’de iş imkanımız ne kadar fazla bu tartışılır. Ben şu an bulunduğum yere klinik diyemiyorum, Ağrısız Yaşam Merkezi diyorum. Hasta diyemiyorum danışan diyorum. Tanı koyamıyorum, tedavi edemiyorum, terapiye alıyorum. Bunlar yasal sorumluluklar. Çünkü bizim bir Fiziksel Tıp Uzmanlığımız var. Tıp okuduktan sonra mezun olan. Biz fizyoterapistler varız dört yıllık üniversiteden mezun olan. Bir de iki yıllık mezun Teknikerlerimiz var. Bu bir hiyerarşi sistemi. Bu hiyerarşi bozulmasın diye Fizyoterapistlerin önüne bir çok engel konuluyor. Ama maalesef ki yurtdışında yine böyle değil. Bir çok Fizyoterapist hastayı doktor görmeden alabiliyor. Tedavi uygulayabiliyor. Türkiye’de maalesef bu yok.
Siz Türkiye’de o zaman alternatif tıp sayılıyorsunuz?
Hayır aslında öyle değil. Çünkü ben her şeyi dokunarak yapıyorum. Her şeyi ellerimle yapıyorum. Kişiye yan etkisi veya zararı yok. Sonuç alabiliyor muyuz? Evet çok güzel sonuçlar alıyoruz. Sonuç alamadığımız yerde de zaten farklı görüşlere başvuruyoruz. Alternatif tıp demişken hacamat ve kuru iğneye de değinecek olursak hacamat Arap kültüründen gelen bir uygulama. Akupunktur ya da kuru iğne ise Çin kültüründen gelen bir yöntem. Akupunktur hakkında şöyle bir çalışma var. Kişiye kürdanla bir çalışma yapıyorlar ve kişi iğne sanıyor aslında ama aynı sonucu gösteriyor. Yani gerçekten o iğnenin içeri girmesine gerek yok. Belki sadece plasebo etkisi veya psikolojik olarak etki yaptığı düşünülüyor. Hacamat için ise hiçbir zaman bir ağrıyı geçirmez. Vücuttaki toksik maddelerin atılmasına bir miktar yardımcı olabilir. Yapılan çalışmalar aslında sadece bunu gösteriyor. Bu süreci atlamayın. Ben soruyorum mutlaka danışanlarıma. Doktora gittiniz mi? Doktor size ne ilaç verdi? Doktor size ne dedi diye. Çünkü Fizyoterapist olduğum için tanı koyma yetkim yok. Ama doktora gitmeden de tabi ki bize başvurabilirsiniz ve tabi ki size testlerimizi yaparım. Tanışmamız ve değerlendirmemiz ücretsizdir. Randevu oluşturduğunuzda sizlere kapımız sonuna kadar açık. Ağrıyla yaşamak zorunda değilsiniz.Bir de sanırım klinik plates olarak adlandırılan bir uygulama yapıyorsunuz?Aletlerle yapılan ve vücudun aslında postürü için tasarlanmış bir egzersiz türü. Bunu Fizyoterapist ile birlikte yaptığınızda çok daha güvenli ve konforlu oluyor. Çünkü kişinin ihtiyacına göre yapıyorsunuz. Mesela kişinin bel fıtığı varsa, bunu geri çekmeye yönelik egzersizler yapıyorsunuz. Ya da omuz ağrısı varsa kişinin omzundaki kasları kuvvetlendirmeye yönelik egzersizler yapılıyor. Ama tabi ki bir rahatsızlığınız yoksa bile Fizyoterapistle birlikte egzersiz yapabilirsiniz. Çünkü hemen hemen hepimizde bir postür bozukluğu var. Postür bozukluğunu en iyi değerlendirebilecek kişi her zaman için Fizyoterapisttir.
Teşekkür ederiz vakit ayırdığınız için

İSTENEN PARAGRAFTAN SONRA ÇIKAN REKLAM ALANI - 1

REKLAM ALANI
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.