Sehirinlife.com Bandırma Şehir Dergisi

Site 1. rengi

Site 2. rengi

Topbar rengi

Menü ikon

Menü hover

Menü arama

Footer rengi

Tasarım

2020’DE SATIŞ HASILATIMIZ YÜZDE 48, KÂRLILIĞIMIZ DA YÜZDE 73 BÜYÜDÜ

09.04.2021
135

1982 yılında Ordu Caddesi üzerinde Eski Hapishane olarak bilinen yerde temellerini attığı Bantaş’ı bugün 14 bin m2’si kapalı, toplamda 32 bin m2 alanda hizmet veren dev bir tesis haline getiren, 2015 yılında açıldığı borsada bugüne kadar hem markasına hem de ortaklarına kazandırmış bir isim olan Bantaş Yönetim Kurulu Başkanı İşadamı Adnan Erdan’a konuk olduk.

Sayın Erdan öncelikle sizi ve firmanızı biraz tanıyabilir miyiz?
Bantaş’ı artık Bandırma’da tanımayan olduğunu düşünmüyorum. 1982 yılında bu işe başladık. Şehir içinde Ordu Caddesi’nde Eski Hapishane olarak bilinen yerde başladık. Sonra 1994 yılında şu an olduğumuz merkez binayı ve üretim yerini inşa edip buraya taşındık. Tüm alanımız burasıydı. 2000 yılında Örnek Sanayi Bölgesi’nde Ofset Fabrikası’nın olduğu yeri, 2013’te köşe başında olan binamızı yaparak yerimizi büyüttük. 2017’de de Şafaksan’ın olduğu yeri aldık ve şu an itibarıyla toplam arazimiz 32 dönüm. İki ayrı bölgedeyiz. Bunun 14 bin m2’si kapalı alan. Ofset Baskı Tesislerimiz Örnek Sanayi Bölgesi’nde. Diğer üretim ve sevkıyat merkezleri de şu an bulunduğumuz Bandırma – Balıkesir Yolu üzerindeki merkez yerimizde. 1982’den bugüne gelene kadar hep üzerine koyarak geldik. Teknoloji ile ilgili yatırım yaptık. Şu an gerek ofset gerek üretim hatlarımız dünyada gelen son teknoloji olarak yapıldı. 210’un üzerinde çalışanımız var. Yatırımlarımız halen devam ediyor. Kendi kendimize yetme, ürün çeşitlendirme çalışmalarımız var. Olayın bütününü baştan sona kontrol altında tutarak, ürünümüzü de ürettikten sonra yerine teslim edecek kadar hizmetimizin bütünleşmesine çalışıyoruz. Bütün olarak ihtiyaçları karşılamaya, ambalaj çeşitlerimizi arttırmaya ve müşteri memnuniyetini sürekliliği, kalitesi ve fiyatıyla sağlamaya çalışıyoruz. Bizim zaten sloganımız “Hep bir adım ileri”

Biraz da Adnan Erdan’ı tanıyabilir miyiz?

İSTENEN PARAGRAFTAN SONRA ÇIKAN REKLAM ALANI - 1

Benim Annem Edincikli, babam ise Bandırma doğumlu. Ama ben İstanbul’da doğdum. Babam genç yaşta İstanbul’a gittiği için ben Kasımpaşa’da doğmuşum. 1960 Askeri İhtilali’nde babam Demokrat Parti yöneticisiydi. Onun bir süre içeri alınması ile biz Bandırma’daki evimize geldik. 1964’te yeniden ailece İstanbul’a döndük. Ben o zaman 3-4-5 ve 6 ncı sınıfı Bandırma’da okuyup kalan eğitimime yeniden İstanbul’da devam etti. Beyoğlu Ticaret Lisesi’nden sonra Adana İktisadi Ticari Bilimler ve daha sonra da Siyasal Bilimler okudum. Çok şükür bitirebildim ama hayatım çalışarak geçti. Doğru dürüst öğrencilik yapma şansım olmadı çünkü hep çalışmak zorundaydım. Benim bir şiarım vardı, inandığım önemli bir terimdir. “İstemek muhtedir olmaktır” diye. İstedikten sonra insan herşeyi yapabilir. Ben çalışarak okudum. Üniversitenin birini bıraktım, üçüncü sınıftan sonra Siyasal’a devam ettim. Çalışan demir pas tutmaz gerçeğiyle baktığımızda hep bu yaşa kadar çalışarak geldim. Bu çalışma temposunun içerisinde 1972’den siyasetin de içinde olduk. Birkaç senedir uzakta olsak bizim halen Bandırma’da arada birlikte olduğumuz bir grubumuz var biliyorsunuz. Adalet Partisi İl Gençlik Kolları’nda başlayan, Şişli Gençlik Kolları Başkanlığı ile devam eden, daha sonra Şişli İlçesi Ana Kademe Yönetim Kurulu ile devam eden, 1980’de Bandırma’ya iş dolayısıyla gelmemden kaynaklanan ve 1982 yılında Bandırma’da Anavatan Partisi kuruculuğundan, Doğru Yol, Demokrat Parti yöneticilik ve Başkanlıklarından en son geldiğimiz Bandırma Demokrat Platformu Başkanlığı ile devam ettik. Yoğun çalışma hayatım dışında siyaset her zaman devam ediyor. Bandırma’da amatör spor kulüp Başkanlığı yaptım. Sunullah Gençlerbirliği’nde. Bandırmaspor profesyonel ve profesyonel olmayan dönemlerde 5 yıl Bandırmaspor Başkanlığı, Bandırma Gençlik Spor Vakfı Başkanlığı ki Bandırma’nın spor geçmişi ile ilgili ilk ansiklopediyi hazırlayan da benim Başkanlığım dönemimde Kültür Eğitim Vakfı oldu. Bize o zaman oluşturduğumuz gelirlerle tüm amatör spor kulüplerine destek verir haline gelmiştik ama bugün yarattığımız gelirler ciddi rakamlara gelmesine rağmen gördüğüm bildiğim kadarıyla amatör spora dönük harcanmaz konumda. Bugün olan otoparkların bu hale gelmesindeki en büyük emek ve kararlılık benim dönemimde oldu. Biz belki yapı olarak ya da iş insanının vermiş olduğu anlayışla taş taş üstüne koyma çabasında ve anlayışında idik. Şu an işyerimizle ilgili taş taş üstüne koyarak devam ediyoruz.

Türkiye’nin belki de en hareketli seneleri olan 60’lı, 70’li ve 80’li yıllarda çocukluğunuzu ve gençliğinizi geçirdiniz. O yıllardan aklınızda kalan neler var? Özellikle bugünün gençlerine öğüt niteliğinde olabilecek.

Tabi bizim aldığımız terbiye ve kültür o dönemlerde o yaş gruplarında olanlar bilir. Öğretmenimizle karşılaşmamak için okula giderken aynı sokakta yürümemeyi yeğlerdik. Kılık kıyafetimiz bozuksa azar işitmemek için. Belki o günkü şartların getirdiği çevrede öğretmenlere olan saygıdan dolayı saklama ihtiyacı duyuyorduk belki de. O yüzden biz öğretmenimizle okul dışında karşılaşmamaya çalışırdık. Okulda da ona gerekli saygıyı gösterirdik. Öğretmen bizim için bir ana – baba niteliğindeydi ki o dönemin öğretmenlerine de saygı duyulur. Çünkü onların da insanlara, çocuklara, öğrencilere karşı tutumları, yaklaşımları çok farklıydı. Bugün gelinen noktada gerek öğretmenlerin tavrı, gerek çocukların ve velilerin hayata bakışları çok farklı. O günkü şartlarda baktığınız zaman piyasada da bir çıraklık – ustalık anlayışı vardı. Aynı anlayış kültür eğitimde de vardı. Hayatın her boyutunda da vardı. O değerlerimiz ne yazık ki kayboldu. Biz Bandırma’nın bu kadar nüfusu içinde çalışacak insan bulmakta zorluk yaşıyoruz. Her türlü şartlarımız olduğu halde. Çalışma istek ve arzusu insanlarda yok. Ben bugün geldiğim noktada okuduğum bütün okulların her şeyini özümseyerek, öğrenerek bitirdim. Bugün ana baba imkanları ile okula devam ederek sözüm ona okul bitiren talebelerin bomboş olduklarını görüyorum. Onların hocaları ile üniversitelerde konuştuğumuz zaman ne yazık ki Dekan’ın, Rektör’ün başarı derecesinin mezun edilen çocuk sayısına endeksli hale getirildiği için üniversitelerimizden yetişen gençlerimizin de çoğu vasıfsız.

Siz sektör olarak hem vasıflı hem de vasıfsız işçi çalıştıran bir işletmesiniz. Rahmetli Mustafa Koç’un bir sözü vardı. “Meslek Lisesi Memleket meselesi” diye. Bundan yola çıkarak vasıflı ya da vasıfsız eleman yetiştirilmesi adına bir sıkıntı mı var ortada?

Üniversite mezunu olmakla olay bitmiyor. Gelişmiş ülkelerde durum farklı. Mesela en yakını olduğumuz Almanya’da daha çocuk orta okul seviyesinde ya üniversite ya da meslek tarafına yönlendirilme yapılıyor. Bir takım kıstaslarla çocuğun vasfı tercihi belli oluyor zaten. Alt sınıf olmadan ara sınıf olmaz. Ara sınıf olmadan da üst sınıf olmaz. Biz alt sınıf ve ara sınıfı yok edip tamamen üst sınıf oluşturmaya çalışıyoruz. Üst sınıf ama yeteneksiz, yetersiz, bilgisiz, beceriksiz olursa sadece diplomayla olursa bu iş sonuçta bir yere varmaz. Maalesef gelinen nokta bu.

2015 yılında bildiğiniz üzere Bandırma’ya üniversite kuruldu. Geçtiğimiz süreçte de devamlı yeni bölümler, fakülteler açılıyor. Bunlardan biri de son olarak Tıp Fakültesi oldu. Üniversitenin iş dünyası ile ilişkilerini nasıl yorumluyorsunuz Bandırma’da?

Üniversitenin iş dünyası ile ilişkileri konusunda iyi bir Rektörümüz var kişilik olarak. Ama tabi önemli olan şey eğitmenlerin görevi ve başarıları, becerileri eğittikleri talebelerin mezun olduktan sonra ortaya koydukları başarıyla ölçülür. Ama biraz önce de dediğim gibi ne yazık ki, bu sayı ile ölçülür hale geldiğinden dolayı o konuda benim ciddi endişelerim var. Vasıf konusuna gelince de tabi maalesef o konuda sınıfta kalıyoruz. Bunun içinde süper talebeler yok mu, var. Hangi üniversitede olursa olsun çok zeki, çok başarılı talebelerde çıkıyor ama gel gelelim bu çocuklarımızı da ya kendi becerileri, istekleri ve tercihleri ile yurt dışına gidiyorlar, ya da oralardaki kurum ve kuruluşlar bizim bu yetişen gençlerimizi dışarıya taşımaya çalışıyorlar. Biz ara sınıfları arttırıp, iş gücü yaratabilirsek üniversitede mezun ettiğimiz gençlerimizi de daha vasıflandırabilirsek bu konu çözülür. İşte bütün bu zorluklar içerisinde sanayici olmak çok zor. Buradaki her çalışan insanın kendine göre bir dünyası var. Burada her insanın ayrı bir dünyası var. Çocukları var, ya da bekar, anası, babası bir takım sorunları var. Sonuçta burada yapılan işlerin tehlikeli kısımları da var. Makineler çalışıyor sonuçta. Kendisini kontrol ederek, bilerek yapmak zorunda çalışmasını. Ama dertlerle sıkıntılarla boğuşan insanların onlardan arındırılıp bir tek üretime odaklandırılması inanın oldukça zor. Onların dünyası ile uğraşıyorsunuz. Üretime odaklandırmaya çalışıyorsunuz. Süreklilik, piyasa şartları, mal alımında yaşanan sıkıntılar, üretim, satmak ve en önemlisi de parayı alabilmek. Çünkü bizim ticaret politikamızda eksikler var. Uzun yıllardır vadeli bir ekonomi güdülmeye çalışılıyor. Bu vadeli ekonominin içerisinde alıcı için rahatlık, satıcı için hiçbir güvence olmayan şartlar hakim. Türkiye’de ticarethaneleri kurmak, batırmak ve kayıt dışı kalmak o kadar kolay ki! Çek veriyorlar, çekin geçerliliği yok. Çek nedir? Kanunda çekin vadesi yoktur. Kanunen çek verildiği andan itibaren geçerlidir. Ama siz çeki alın, bir gün sonra bankaya ya da icraya gidin işlem yaptıramıyorsunuz. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu. O kadar çok belirsizlikler var ki. Bütün bunlardan sonra almak, çalıştırmak, satmak, parayı almak ve yaşamı idame ettirip yatırım yapabilmek ve tüm bunlar içerisinde Belediye’den ya da devletten bir hazır arsa bulamazsınız. Önünüze bir çok engeller çıkar. İmarından, iskanından kaynaklı bir çok sorun çıkar önünüze. Bunları aşmak, takip, süreklilik ve çok enerji gerektiren şeylerdir. Tüm bunların içerisinde başarılı olursanız daha rahat yaşarsınız.

Bantaş yurt içi satış yapan bir firma olduğu kadar ihracat yapan da bir firma aslında. Hangi ülkelere ne kadar ihracat gerçekleştiriyorsunuz?

Şimdi biz şu an daha çok Irak daha yoğun. Bulgaristan da öyle. Biz genel ambalaj diye tabir edilen peynir, zeytin, zeytinyağı, çiçek yağı, madeni yağ çeşitleri, bunların çeşitli ebatlarda ambalajlarını üretiyoruz. Kova hattımız yakında devreye girecek. Kesim hattını da yapmak istiyoruz. Bürokrasi maalesef engel, engel, engel. Katma değer üretiyoruz ama. Sanayiciye bir kolaylık yok maalesef.

Bantaş ile ilgili akılda kalıcı en son gelişme sanırım Borsa’ya girmesi oldu değil mi?

Tabi Borsa’ya girdik. Biz Borsa’ya girmekle sermaye arttırımı ve hisse satışlarından gelen gelirleri yatırıma yönelttik. Yatırımlardan sonuç aldık. Bu arada iki sefer daha bedelli sermaye artışı yaptık. Her geleni biz kazandığımızla birlikte büyüyerek devam ettiriyoruz hayatımızı.

Adnan Bey sizin yaşıtlarınızın bile daha önce şahit olmadığı bir süreçten geçiyor Türkiye ve dünya. Bir pandemi yani küresel salgın hastalık söz konusu. Bu pandemi sürecinin sizin sektörünüze etkileri ne oldu? 2020 yılında neredeydik, şimdi sektörel açıdan neredesiniz? Bir yılın özeti nedir bu zor süreçte?

Tabi şimdi pandemi bizim yaş kuşağımızda ya da böyle bir felaket, böyle bir riskli sağlık sıkıntısının yaşandığı Türkiye’de herhalde Cumhuriyetin kurulmasından bu yana ilk kez böyle bir şey yaşanıyor. Dolayısıyla biz de, bizden daha büyük yaş gruplarının da yaşamadığı zor bir süreçten geçiyoruz. Dünyada daha önce İspanyol Gribi gibi süreçler yaşanmış ama bizim ülkemizde en bilinen bu. Bu tabi şu an itibarıyla ekonomimize, çalışan bazı kesimlerin çalışmasına, bazı sektörlere büyük darbeler vurdu, vurmaya da devam ediyor. Bizim sektöre de gelecek olursak biz çok şükür yıllardır sürdürdüğümüz büyümemizi arttırarak devam ediyoruz. 2020 yılında satış hasılatımız yüzde 48 büyüdü. Ciddi bir oran. 2020 yılında karlılığımız da yüzde 73 büyüdü. Biz devamlı işin başındayız. Gerekenleri yapmaya çalışıyoruz. Etkilenmeden sağlam adımlarla yatırımlarımızla birlikte devam ettiriyoruz üretimimizi. Kendimizle birlikte ortaklara da kazandırmaya devam ediyoruz. 2021 için devam eden yatırımlarımız var. Onların olması ile mutlaka artı kapasite olacaktır. Ancak pandemi dolayısıyla mutasyon olayları da görüldüğü için olayın nereye varacağı konusunda bir endişe yaşıyoruz. Ama hiçbir şey olmayacakmış gibi yolumuza devam etmeye çalışıyoruz. İnşallah halkımız, vatandaşımız, ülkemiz ve dünyamız için iyi şeyler olur.

Son olarak ropörtajımızı Bandırma ile tamamlamak isteriz. Bandırma’da bir yandan Marmara OSB ve benzer sanayileşme hamleleri süregelirken, diğer yandan da hem öğrenci hem de fakülte ve bölüm bakımından büyüyen bir üniversite söz konusu. Yani aslında kimliğini tam bulamamış bir kent gibi hem sanayi hem de üniversite kenti olarak ilerliyoruz şu an. 1980’li yıllardan bu yana Bandırma’da işadamı kimliği ile yatırım yapan bir kişi olarak bize Bandırma’nın gelecek perspektifini yorumlayabilir misiniz?

Bandırma’da 80’li yıllarda da bizim söylediğimiz bazı şeyler vardı. Bu söyleyeceğim aslında bazı kişilerin hoşuna gitmeyebilir ama benim tabi bugün bir siyasi kimliğim olmadığı için bazı şeyleri daha rahat söyleyebilirim diye düşünüyorum. Bandırma’nın dış Bursa, Balıkesir yolu dışında ve Çanakkale Yolu dışında alternatif bir yolu yok. Bunu biz 80’li yıllardan beri defalarca telaffuz ettik, ediyoruz. Şimdi bu alt geçitlerle uğraşana kadar çevre yolu yapılsaydı Bandırma’ya ağır vasıtalar ya da şehir dışından transit geçmesi gereken araçlar o çevre yoluna yönlendirilseydi. Bu alt ve üst geçitlere harcanacak paraya hiç gerek olmadan o paranın yarı maliyetiyle belki de o yollar yapılırdı. En önemlisi buralarda önemli bir şey olsa Allah korusun Bandırma’ya giriş yok, çıkış yok. Bu konuda Bandırma’nın sivil toplum kuruluşları ne yazık ki, gerekli şekilde çalışma yapmıyor diye düşünüyorum. Aslında Bandırma’da siyasiler ile sivil toplum kuruluşlarının bir hedef yönelmesi ve birlik beraberlik içinde hareket edebilmesi konularında çok büyük zafiyet var. Ben bunu yıllardır söylüyorum. Bandırma’da Belediye’ye göreve gelen Başkanları da eleştirdiğimiz zaman kötü insan oluyorsunuz. Ama kimse kendisi için bir şey istemiyor ki, Bandırma’da yaşayan insanlar için Bandırma’nın güzelleşmesini istiyoruz sonuçta. Az önce bahsettiğimiz gibi Türkiye’de olan bazı politikal eksikleri Bandırma’da da yaşıyoruz. Şimdi siz basın mensubu olarak Bandırma’da şu iyi yapıldı diyebileceğiniz bir tane konu sayabilir misiniz? Siz Basın olarak Bandırma’nın kalbini yazıyorsunuz. Bandırma’da 20-30 yılda şu iyi yapıldı diyebileceğiniz bir şey var mı? Bandırma sanayi bakımından erozyonda bence. OSB tarafı tamam ama orada da ben daha ciddi daha fazla sayıda fabrikanın olmasını beklerdim. Kimya sanayi ile ilgili binlerce dönüm yerler yatırımlarla ilgili alındı. Ama olay durdu ya da durduruldu. Oralarda yapılacak yatırımların durması ya da yavaşlaması aynı zamanda Türkiye ekonomisinin de yavaşlamış olmasının göstergesi olur. Oralarda bu tesisler yapılmış olsaydı Bandırma’nın nüfusunun 650-700 bin olduğu bir zaman telaffuz edilebilirdi ama Bandırma bu çanak yapısı itibarıyla o nüfusu zaten taşıma imkanına sahip değil. Edincik tarafına yayılma imkanı olurdu. Çözüm bulunabilir miydi evet bulunabilirdi ama OSB dışında diğer büyük sanayi kuruluşları ile ilgili herhangi bir şey yok. Devlet burada isterse önceliklerle ilgili bir ifade çıkarıp kamulaştırma yapma şansı var. Oralar olursa Bandırma’nın sanayileşmesi gerçekleşmiş olacak. Üniversite tarafına gelirsek de en son Tıp Fakültesi oldu. Eğitim Araştırma Hastanesi’ne dönüştü. Ama Tıp Fakültesi öğrencilerimiz şimdi İstanbul’da eğitim görüyor. O zaman bunun adını koyabilecek bunun tarifini yapabilecek kimse var mı? Nedir bu denmeli. Ortaya gerçek çıkmalı, çıkarılmalı ve Bandırma’ya yarar sağlayacak neyse o yola girilmeli.
Bize vakit ayırdığınız için teşekkür ediyoruz Sayın Erdan

 

REKLAM ALANI
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.